Yeni yılın ilk sayısı elinizde. Böyle sayıların sunuş köşesinde iyi dileklerde bulunmak âdettendir. Ama ne okurları ne de kendimizi kandıralım. 2026’nın toplum için, hepimiz için zorlu bir yıl olacağı görülüyor. Zorlu yollara giren toplumların olağanüstü çıkışlar geliştirebildikleri de tarihsel bir gerçek. Bunu en iyi bilen ülkelerden birinde yaşıyoruz. Çok değil 100 yıl önce, çökmüş ve emperyalist paylaşımın nesnesi olmuş bir imparatorluğun yıkıntıları arasından yeni bir ülke, hem de bir cumhuriyet çıkarmayı başarabilmiş bir halkın evlatlarıyız. Dünyaya örnek olmuş bu başarı, en büyük mirasımızdır bizim. Fakat bu mirası ne kadar koruyabildik, ne kadar ilerletebildik; işte bu bir tartışma konusu.
Elinizdeki sayının Hüseyin Karakuş’un kaleme aldığı kapak dosyası, 100 yıllık cumhuriyet sürecini irdeliyor ve ne yazık ki bir çözülüş öyküsünü anlatıyor. Neredeyse küçük bir kitap hacmindeki bu geniş dosya, hem Cumhuriyet’in atılımlarını hem de bu atılımların nasıl durakladığını, nerelerde tıkandığını, giderek nasıl yozlaştığını ve adım adım çözüldüğünü çeşitli boyutlarıyla ele alıyor. Karakuş, dört bölümden oluşan çalışmasının ilk iki bölümünde egemen sınıfların (toprak ağalığı ve burjuvazi) bu çözülmedeki etkisini tahlil ediyor. Toprak ağalığıyla uzlaşmanın, feodalitenin köklü bir tasfiyesini gerçekleştirememenin, burjuvazi yaratma yolunu benimsemenin, Cumhuriyet’in tıkanmasının ve çürümesinin nedeni olduğunu belirtiyor. Sınıfsal yapıdaki bu gelişmenin üstyapıdaki yansımaları sonraki iki bölümün konusu.
Bu dosyayı ibretle okumanızı öneriyoruz. Marksist ve toplumcu sosyologların, araştırmacıların kitaplarına aşina olan okurlarımız için derli toplu bir anımsatma niteliği taşıyor. Genç okurlarımız için de bulunmaz bir kaynak ve yıkın tarih özeti. 20. yüzyılın -Sovyet ve Çin devrimleriyle birlikte- en önemli toplumsal çıkışlarından biri olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl günümüzdeki çözülüş noktasına geldiğini iyi kavramalıyız. Bu kavrayış, yine büyük bir ihtiyaç haline gelen yeni bir atılım için gereklidir. Türkiye toplumu yeni bir cumhuriyet kurmak durumunda. Bu nedenle, kazanımlarımıza/mirasımıza sıkı sıkıya bağlı kalmanın yanı sıra tıkanıklıkların nedenleri de iyi analiz edilmeli. “Cumhuriyet’in çözülüş süreci” başlıklı dosya buna hizmet ediyor.
Umarız Bilim ve Gelecek yayım hayatına devam eder ve en kısa zamanda bu kez “çözülüş sürecini” değil “yeni bir çıkış sürecinin” niteliklerini ele alan kapak dosyaları hazırlarız. 2026’nın iyi dileği de bu olsun.
***
Bu sayının bir diğer hacimli dosyası Emre Canpolat’ın “Gündelik hayat ve akıllı telefonlar: Yabancılaşmanın güncel tezahürleri” başlıklı yazısı. Bu makale, Emre Canpolat’ın Yordam Yayınları’ndan yeni çıkan “İletişim ve Yabancılaşma: Marx’ın Yabancılaşma Teorisi, Fetişizm ve Gündelik Hayat” başlıklı kitabının bir bölümü. Canpolat, günümüz kapitalizminin koşullarında akıllı telefonlarla gündelik hayat nasıl sömürülür ve ne tür bir yabancılaşmaya yol açar sorularına yanıt arıyor. Günümüzde yakıcı bir biçimde yaşadığımız bu yabancılaşma türünü ve bunu yaratan araçların yapısını çözümleyen bu makalenin ilgi çekeceğini ve tartışılacağını düşünüyoruz.
***
Geçtiğimiz ay çok önemli bir bilim kadınını yitirdik: Sosyolog, hukukçu, siyaset bilimci, iletişim bilimci, kadın sorunları araştırmacısı, yazar Prof. Dr. Nermin Abadan Unat 104 yaşında aramızdan ayrıldı. Cumhuriyet kazanımlarının simgesiydi değerli bilimcimiz. Eserleriyle, topluma yaptığı katkılarla anılacak. Bilim topluluğumuzun, hepimizin başı sağ olsun.
Bilim ve Gelecek’i 250 TL yapmak zorunda kaldık. Nedenini açıklamaya gerek yok, herkes biliyor.
2026, tüm okurlarımıza, tüm emekçilere ve toplumumuza zihin açıklığı ve mücadele kararlılığı getirsin.
Dostlukla kalın…
The post ‘Çözülüşü’ değil ‘çıkış’ı ele almak umuduyla… first appeared on Bilim ve Gelecek.